Εμφάνιση αναρτήσεων με ετικέτα hasret. Εμφάνιση όλων των αναρτήσεων
Εμφάνιση αναρτήσεων με ετικέτα hasret. Εμφάνιση όλων των αναρτήσεων

Κυριακή 15 Ιουλίου 2012

Öyle Bir Geçer Zaman ki...

İçtiğim en son sigaranın dumanında hayatımda yaşadığım anların izlerini görürken yüreğim yine acıdı bu defa … Boşa geçen bir ailevi yaşantı ve yüreğimin bir köşesini anı çöplüğüne çeviren hüzün dolu anlar … Bugün de o anı çöplüğüne yaşadıklarımın bir kısmını atarken aslında kimsenin suçlu olmadığını anladım …



Çünkü hepimiz yalnızdık … Annem de … Babam da… Kardeşlerim de … Ama hepimiz de esirdik aynı zamanda yüreğimizin zincirlerini diğerine bağlayan bağlarla… Aslında belki bunu hiç birimiz istemedik … Ama bu böyle yazılmıştı ve biz de bunu oynuyoruz işte … Sorumluluklarımızın farkında olmadan … Sorumluluklarımızı hepimiz bir kenara koymuş bize biçilen rolleri aile içinde farklı , sosyal hayatımızda farklı yerine getirirken insanlar, bu rollerin arkasında çok iyi geçinen örnek bir aile düşünseler de o aileyi hiçbir zaman tanımadılar… Tanıyamadılar aslında …



Her seferinde kişiliğimin arkasında çok güzel yapılanmış aile olarak düşünüldüyse de
Ben arkama her baktığımda onların hiç birini bulamadım … Oysa ki hep yalnızdım…

Arkamda bazen ya çatıştığım aile üyeleri olurdu ya da çatışmaktan kurtulmaya çalıştığım beni kovalayanlar oldu aslında … Bense hep yalan bir dünyanın izlerini güzel göstermeye çalıştım … Onlarla olan çatışmalarımı rengarenk boyayıp güzel gösterdim karşımdakine … Sonra öğrendim ki ben büyük bir yalancıymışım … Başkalarına göre ufak şeylerden mutluluk çıkarmaya çabaladım aslında hiç mutlu değildim ve kendime bile yalan söyledim …



Hakkımızda hiçbir kötü söz işitmemiş olan babam hayatımızın sürekli finans kaynağı olmakla birlikte sevgimizin kökeni olmayı asla başaramadı… Ama bizim babamızdı ya, etimiz de kemiğimiz de onun elindeydi ama kendi yanımızda bize babalık yapmayı beceremedi… Bizim oralarda bir söz vardır… Çocuk iyiyse babasının çocuğu , kötüyse anasının çocuğu oluverirdi… Ama biz babamızın maddi desteğini hayatımızın önemli anlarında hissederken akşam evimize gittiğimizde evimizde bulabileceğimiz bir babamız olmadı… Halbuki herkesin vardı … Ama biz hiç başkalarına özenmedik bu yüzden… Karalar da bağlamadık … Bugün sinirlenip bana sen 25 yaşında oldun diyen babam yaşımın 23 olduğunu bilemeyecek kadar ruhen uzaklaşmıştı bizden… Halbuki ben onun 50 yaşında olduğunu biliyordum…

Ruhi bir acizlik içine düştüğünü acaba hiç düşünmüşmüydü ? Veya onu ilgilendirmişmiydi acaba bu durum? O özgür’dü… Ama bizim özgür olmamıza izin vermedi… Telefon açıp sormak zorunda olan da bizdik … O hiç akıl edemedi… Biz çocuklarıydık ama o bizim babamız değildi sanki… Birbirimize kan bağı ile bağlı idik ama aynı zamanda hiçbir bağlantısı olmayan insanlar gibiydik… Sorumlu anneydi bir kere… Baba para sağlıyordu ya o sorumluluklarını çoktan aşmıştı… Kalabalık etme başka ihsan istemezdi onun için … Adaletsizlikti bu! Ben babam zengin olsun istemezdim … Birlikte olalım isterdim küçükken… Ama ben şimdi bunu ima ediyorum ona sessiz bağırışlarımla … Uzakta ol, sağlıklı ol, kalabalık etme başka ihsan istemez… Bizi alıştırdığın yalnızlığımızla bırak… Çünkü hayatımıza birileri girdiğinde hep bir panik halindeydik… O ise gelirdi ve bizim huzurumuz kaçardı… Halbuki hepimiz yalnızlığa o kadar alıştık ki onun gelişi bizi endişelendirirdi… Hayatın anlamı bile değişirdi…



Şimdi ben uzaklarda kendi derdimle uğraşıyorum. O da dün akşam bir barda yere yığılıp kalıvermiş oracıkta ve gökyüzünde annesiyle buluşmuş. Beni cenazeye cağırdılar... Seneler önce aklımda yazıp oynadığım rolü oynayıp, onu annesinin yanına temelli gönderirken anımlarımı da onunla birlikte gömeceğim...



Δευτέρα 31 Οκτωβρίου 2011

Babaya Mektup...

Sevgili Baba,

Bundan 1.5 saat önce yatağıma uzandığım zaman yine gözlerimin önüne geldin ve sana bol bol konuştum. Biraz üzüldüm, biraz yakındım ama artık bizim hikayemiz geriye donmeyecek bir hikaye. Akan su geri dönmüyor misali. Dönse de tadı aynı olmuyor

Artık büyüyoruz ve büyüdükçe geriye dönüp baktığımızda bazı şeyler her zaman yüreğimizi yakacak. Ben bu yangını seninle yaşayacağım sen de boşuna ve nice zahmetlerle çekilen geçmişinle yaşayacaksın.

Ben, sana, seni sevdiğimi hiç bir zaman gösteremedim. Göstermeye kalkıştığımda da burnum sızladı ve iki damla gözyaşı oluverdi. Sen de güldün ve başkalarını da güldürdün o gözyaşlarıyla.

Anlaşamadık...

Sen geçmişine lanet edip geleceğini yaşamaya kalkıştığın zaman sağında, solunda ve arkanda bizler de vardık. Ama bizleri görmek istemedin ya da gördüysen de umursamadın.

Tabii sen de haklıydın. Hayat sana ne kadar adaletliydi ki? Ve bizler de hayatın sana adaletsizliğinin kurbanları olduk. Bunu ekonomik açıdan söylemiyorum. Ekonomik açıdan her zaman yanımızdaydın. Ama eksik olan varlığındı. Ben bu eksikliği her zaman hissettim. Çünkü sen kalbimin bir parçasıydın. Ama hiç olman gereken yerde olmadın.

Bayramlarda evimize gelen çocuklara özenirdim. Hepsinin babası onlarla birlikteydi ama sen yoktun. Boynum bükük hissederdim ama sen görünmezdin. Sonra birden bire çıkıverirdin. Boynum düzelirdi, gözlerim dolardı ve başka bir odaya giderdim. Bir güzel ağlardım ve geri dönerdim ve senin yine benimle dalga geçtiğini duyardım. Senin sayende de ailemizin şebeği oldum. Sen farketmezdin ama benim kalbim kırılırdı. Sanma ki buralara okumak için geldim. Aslında ben çevremden kaçtım. Ama senin düşüncenden kaçamadım.

Hastalandım, bir gün bile neyim olduğunu sormadın. Testler yaptırdım. Sonuçlarını merak etmedin.

Sana bugün bir sır verip kaybolacağım. Artık öbür tarafta görüşürüz...

Bir ay önce testlerin sonuçlarını aldım. Sonuçlar hiç kimsenin memnun olacağı kadar olumlu degil. Kanser olmuşum... İlk terapiden sonra saçlarım dökülmeye başladı. Yüzümde sakal da kaş da kalmadı. Kanserden ölen kardeşlerine ağladığın gibi benim için de ağlama... Çünkü artık ben geri dönmeyeceğim...

Πέμπτη 4 Αυγούστου 2011

Bir Göçmen Kızının gözlerinden memleket!.. Η Πατρίδα : Από τα μάτια μιας Προσφύγισσας!..

Merhaba,


Bu bölümde sizlerle bir öğrencime ait bir kompozisyonu paylaşmak istiyorum.

Γεια σας,

Θα ήθελα να μοιραστώ μαζί σας την έκθεση μιας μαθήτριάς μου.



Babamın ailesi Anadolu'dan geldi. Büyük dedem Yunanistan'a Çeşme'den geldi. Büyük babaannemin annesi İstanbullu'ydu ve onun babası Gelebeçli'ydi.Yunanistan'a Gelebeç'ten geldi. O yıllar çok zordu.Çünkü onlar köylerini çok özlüyordu, Yunanca iyi konuşmuyordu ve insanlar onları kabul etmiyordu. Yabancıydı ama yaşamak gerekiyordu. Sonunda başardılar.
Ailemle gurur duyuyorum, çünkü yeni bir hayata başladılar. Çok çalıştılar, çok yoruldular, çok aç kaldılar ama yine de başardılar. Acıyı sakladılar. Memleketlerini hiç unutmadılar ama kimseye nefret duymadılar. O insanların yüreğinde sadece sevgi vardı. Ve bu, benim için ailemden aldığım en önemli dersti. Sevmek ve çalışmak.

Farklı olmak kötü değil. İnsanlar burada kötü şeyler söylüyordu bizim için. Bugün de sık sık yabancı gibi hissediyoruz, ama bu kötü bir şey değil. Çünkü biz farklıyız ve her zaman farklı olacağız. Kalbimiz iki ülkenin arasında kaldı, ve seçmek mümkün değil. Mutsuzluğa benziyor ama bana göre gerçekten büyük bir hediye!