Δευτέρα, 3 Οκτωβρίου 2011

Biz Geçiş Kurbanları...

Arkana baktığın zaman, kimseyi göremiyorsan bu senin yanlız kaldığın anlamına mı geliyordu? Hani arkadaşlar karanlıkta parlayan yıldız gibidir derlerdi ya biz çocukken? İşte o da yalanmış. Çünkü bugün bu çok ince bir çizgi. Eskilerin kan kardeşleri, can dostları şimdilerde sıradan insanlardan farklı bir yere sahip değiller. Bizim sorunumuz geçiş nesli olmamızdan kaynaklanıyor. Teknoloji geliştikçe bizler de kendi kabuklarımıza çekilir olduk. Ama bizim çocukluğumuzda izlediğimiz Adile Teyze’li, İnek Şabanlı, Münir Özkul’lu filmler bize hayatı farklı bir açıdan öğrettiler... Biz onlardan öğrendiğimiz hayatı yaşamaya çalışırken bizden hemen sonraki nesil ki aramızda taş çatlasa 1-2 yaş oynar. Bizden farklı şeylerle oynadılar. Onların oyunları artık körebe veya saklambaç değildi. Onlar uzaktan kumandayla uçan oyuncaklarla oynadılar. Hoş, benim de böyle oyuncaklarım vardı. Ben oynayamadım o ayrı mesele. Ve biz arada kalan nesil olduk. Bir şekilde ailelerimize ve eski filmlerde bizlere öğretilen kurallarla yaşamaya çalışırken gözümüz dışarıdan geçen saçları jöleli gençlere takıldığı anda bu asla yapamayacağını söylersin ama 1 yıl sonra saçlarını jölelersin. Hele küpe takan züppeler yok mu? Apapa! Mümkün değildir! Onlar zaten satanisttir senin için. Herkese onu söylersin ve kız arkadaşın seni kandırıp kulağına küpeyi yerleştirdi mi “ Aaa ne güzel oldu” derken, geçen seneki züppeler sana normal olarak görünmeye başlar. Ama içinde de bir savaş başlatırsın! Neler öğrendin ve neler yapıyorsun? Pişmanlıklar duyarsın. Gelenekle, modernlik arasında bir çelişki yaşarsın. İkisini de yaşadığını söylersin ama ikisinden de haberin yoktur. Aslında ikisini de doğru dürüst yaşayamıyorsundur. Biz geçiş neslinin çelişkileri de bunlardan ibaret... Başka göründük ama başka oynadık. Veya bu bize uygulandı. Keşke gerçek doğum tarihimden 10 yıl evvel veya 10 yıl sonra doğsaydım! En azından hangi gruba ait olduğumu bilirdim!